Walkman Nostaljisi

Bundan yıllar önce uzun istek ve yalvarmalarım sonuç verdi ve evin teknolojik adamına (bana) walkman alınması aile meclisi tarafından onaylandı. O zamanlar şimdiki gibi değil, walkman mevhumu tam oturmamış durumda… İp gibi kulak içine giren cihazlar yerine kafanın üstünden geçen, krom izlenimi uyandıran pırıl pırıl parıldayan demirin ucuna iliştirilmiş, ping pong topu büyüklüğünde kulaklıklarla dinliyorsunuz müziği.

Buna rağmen ceketin kollarının sıvandığı, kafada her daim ter bandıyla dolaşan, pileli etekli, şalvar pantolonlu insanların arasında bu maymun cihazla bile karizmatik görünebiliyorsunuz. Cihazın işleyişi basit: İçine hangi şarkıyı koyacağım diye düşünmüyorsunuz. Kaseti alıyorsunuz, takıyorsunuz içine. Minimum iki kalem pille 6-7 saat kesintisiz müzik dinliyorsunuz. Pillerin bitmesine yakın kasetinizin devri düşmeye başlıyor. İnce sesli şarkıcılar kalın sesli oluyor, trash metal tarzındaki şarkılar soft rock haline dönüşüyor. Ama olsun yine de yolda yürürken müzik dinlemek çok güzel bir şey. Walkmanin çıkmasıyla birlikte en büyük değişiklik müzik dinleme tarzımızda oluştu. Biz şimdiki gençler gibi değildik. Eğer etrafımızda dinlediğimiz müzikten hoşlanmama ihtimali olan “yaşlılarımız” varsa onlara bunu empoze etmeye çalışmazdık. Tamam “gidelim Göksu’ya bir dem” şarkısını onlarla birlikte söylemezdik belki ama onlara da Iron Maiden dinletmeye çalışmazdık.

Ama walkman ile birlikte istediğimizi dinleyebilmeye başladık. Kimse bize karışamıyordu. Hatta nasıl olsa kimse duymaz diye kendi derlediğimiz korsan kasetleri de walkmanden daha bir keyifli dinliyorduk. Öyle ya zaten pili birkaç kaset dinlemelik bir alette şarkıyı ileri geri sarıp dinlemek, istemediğim şarkıyı dinlemek zaten çok zor bir şeydi. O zamanların iPod’u bu walkmanler ise iTunes’u da kaset satıcılardı. Gidip abilerden bir boş kaset satın alırsınız, üstüne çok az bir para koyup istediğiniz şarkıları sıralarsınız. Onlar sizin için gün içinde diğer kasetleri tak çıkar yaparak kaset hazırlar ve paralarını gerçekten hakederlerdi. Evet kesinlikle korsanlık yapıyorduk hatta belki de Türkiye’nin ilk korsan ürünlerini alıyorduk kasetçilerden. Ama zaten o zaman Türkiye’de basılmayan orijinal kasetler plaklarla hemen hemen aynı paraya geliyordu. CD zaten yoktu. Günün birinde şarj edilebilen piller çıktı ve biz şaşkınlık içinde “vay be gavur yapmış vallahi” dedik. Daha bunun üstüne ne yapılabilirdi ki?

Ama yaptılar: Kaseti çıkarıp arkasını çevirmeden, otomatik olarak arka yüzünü dinleyebildiğimiz bir walkman fikri ilk önce efsane olarak geldi. Ne yani kaseti walkman cüceleri mi çeviriyordu yani… Olmaz ki! Meğer içinde okuyucu kafası dönüyormuş. “Ha o olur bak” diyerek takdir ettik. Daha da bunun üstüne yapılacak bir şey kalmamıştı. Öyle miydi acaba? Günün birinde kulaklıktan ses açıp kapatan walkman sunuldu önümüze. Ağlamak istiyorduk tüm teknoloji aşıkları olarak. Geceler boyu sabaha kadar hiç walkmane dokunmadan (sanki çok uzaktaymış gibi) kulaklıktan açtık kapadık, açtık kapadık sesini… Günün birinde kaset olmadan çalan walkmanler mi gelecekmiş? Yok daha neler…



Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.