Bu yazıyı okumakta olanların çoğu için beş çeyrek disketler bir şey ifade edecektir. Ama şu anda bir internet kafeye girseniz ve “acaba sizde beş çeyrek disk okuyucu var mı” deseniz, çok büyük bir ihtimalle size ters ters bakarlar. “2000′li yıllarda bu diski nereden bulalım” gibilerden değil, öyle disk mi olur diye terslerler sizi.
Öyle ya düşünün bir kere benim en son beş çeyrek diskimi 1994 yılında okuttum sanırım bilgisayara. Yani bu da demek oluyor ki internet kafelerde neredeyse Counter Strike oynama yaşı gelmiş birçok çocukan bile eski bu kavram… Kağıt gibi bir disk düşünün. En büyüğü 760 KB bilgi alabiliyor içine. Kocaman ki adı da buradan geliyor zaten. Beş inçten biraz daha büyük. Ama hem kolay kıvrılabilir olmasından, hem içinin manyetik alanın yeterince korunmamasından hem de bilgisayara temas eden tarafının sürekli açık dururken data kaybı yaşatmasından çok fazla uzun ömürlü olmadı. Yine de sahip olduğum ilk saklama ünitesi olduğu için hayatımda çok önemli bir yere sahip oldu.
Bunun sayesinde evde yaptığım işleri iş yeri veya okula götürüp çok çalışmış izlenimi uyandırıyor; iş yeri veya okulda bütün gün yatıp iyi çalışmamışsam eve iş götürüp boşlukları doldurma imkanı buluyordum. Benim o zamanki hallerim ve tembel çalışma tempom için ideal aletlerdi bu saklama üniteleri. Sonra yeni gelen bilgisayarların üstünde değişik tarzda kare saklama üniteleri ortaya çıktı. Bunlar hakkında ilk intibah nedir diye soracak olursanız bu yeni 3 buçuk inç disketlerin sert olması, onların kitap arasına konmamasını gerektirdiği için biraz sinir bozucu olarak karşılandı.
Daha küçük olması onların daha az saklama kapasitesine sahip olmasını gerektiriyordu ilk bakışta. Ama hayır öyle olmadı. İlk megabyte saklama ünitesi olarak karşımıza bunlar çıktı. Ne kadar mutluyduk yarabbim. O zamanlar yeni yeni piyasaya çıkan VGA renk kalitesindeki büyük oyunları disket içine saklayabiliyordum artık. O zamanlar piyasada satılmakta olan geniş kesimli kot pantolonların arka ceplerine iki tane birden sığdırmak da mümkündü. Bilgisayar taktığınız tik tırak diye bir ses çıkarıyordu. Çünkü geçen seferki disklerde yapılan hatalardan feyz alınmıştı ve yaylı bir kapak konmuştu bu aletlerin üstüne. Doğrusu bu ses oldukça karizmatikti.
Tam bu zamanlardan birinde arkadaşlarımızdan biri elinde CD ile çıkageldi. “O ne” deyince CD teknolojisinin bilgisayarlara da girebildiğini öğrendik. Çok şaşırdık. Olmazdı böyle bir şey. Hemen CD teknolojisini bilgisayar uyarlama yarışı başladı. Önce bir hızlı CD okuyucular, sonra iki üç… O zaman çalıştığım müdür 6 hızlı CD okuyucu çıkacağını söyledi. Ama nasıl olurdu ki böyle bir şey? Zira 6 hızlı CD okuyucu neredeyse sabit disk hızına eşitti. Olurdu olmazdı derken 52 hızlı aletlerin dünyasına geldik. Hatta o zamanlar “olmaz, asla yapılamaz” denen şey hayata geçti ve CD üstüne yazan sistemler çıktı. İşte o günlerde “daha neye ihtiyacımız olabilir ki” sorusunun aslında nasıl kifayetsiz olduğu ortaya çıktı: Anahtarlık biçimindeki minik hafızalar ve saklama üniteleri üç otuz fiyatlarla gündemimize geldi. Bunlar şık ve oturaklı aletlerdi. 16 MB ile başladılar, 512 MB yollarında önemli adımlar attılar.
İşte olay buydu. Bilgiler her zaman her yerde yanımızdaydı. Bunlar gerçi pek şık aletlerdi ama… Ama onlar ekstradan yanımızda taşınması gereken aletlerdi. Her ne kadar anahtarlık, süs eşyası gibi kullanılıyor olsa da yine de yeterli olamıyordu işte. Onu ekstra bir cihaz olarak yanımızda taşımak, içine koyacağımız bilgilerin türünü ve içeriğini zayıflatıyordu. Büyük bir ya kaybolursa korkusuydu bunları koymamızı engelleyen. Ve cep telefonlarının saklama hazneleri gelişti. Şu anda 128 MB saklama ünitesine sahip telefonlara gün aşırı fotoğraf çekerek umutsuzca doldurmaya çalışan kişilere sesleniyorum: Akıllı olun, her zaman elinizin altında olan telefonunuza saklayın en önemli bilgilerinizi.