İlkokul bitmişti. Artık resmen bir ortaokul çocuğuyduk. Sene 80′lerin en başıydı. Ülke darbe adını verdikleri o zamanlar bizim ne olduğunu anlayamadığımız bir şeyin içinden geçiyordu. Hiçbir şey yerli yerinde değildi. Aradığımız hiçbir şeyi alacak ne durumumuz vardı ne de zaten aradığımız ürünler satılıyordu. Daha yurt dışından ithal peynir getirilmesine bile üç dört sene vardı.
Bu yoklukm ortamı içinde büyüm zorundaydık. Büyümek kolaydı ama hava atarak arkadaşlardan farklı olarak büyümek gerekiyordu. Bunun en önemli yollarından biri ise müzik seçimlerini farklılaştırmaktı. Nasıl yapacaktık? CD mi vardı o zaman? Kayıt cihazı mı vardı? Plak bile yoktu çoğu evlerde. Evet 70′lerde ülkenin gündemine gelmişti ama o kadar. Pek az evin malıydı pikap…
Biz ne yapacaktık? Tabii ki korsanlık denen şeyi… Kadıköy’de Opera pasajı’nın ikinci katında bir plakçı vardı. Plakçı denmesinin sebebi elbette plak satmasıydı. Bu dükkan bir süre sonra kasetçi olarak anılmaya başylanacak nihayetinde CD’ci olup çıkacaktı. Beni bir arkadaşım götürüp tanıştırdı orayla. Açıkçası ilkokulu yeni bitirmiş biri olarak zaten böyle bir yol yordam bilmiyordum. İçeri girince kaset yaptırmak istediğimizi söyledik. O zamanın raconu oydu. Nasıl kaset sorusuna muhattap kalınca arkadaşımın yüzüne baktım. “Krom tabii ki” dedi arkadaşım büyük bir bilmişlikle. Çünkü krom kasetler sesi daha iyi alıyormuş ve uzun süre dayanıyormuş. O zamanlar daha stereo filan bilmiyorduk tabii.
Şarkı seçmek, şarkı bilmeyen biri için çok zordur. Adamlara “ya yap ortaya bir karışık” denmez, gururunuz bunu yemez. Sanki biliyormuş gibi dükkanın içinde döner durursunuz. BU dönmeler sırasında en iyi yöntem plaklardan birini çekip çıkarıp aha bundakileri kaset koy demektir. Ama o zaman da sanki bilmiyormuşsunuz gibi bir hava oluşabilir. Bir de tek plağa bağlanırsanız o zaman bir sürü şarkı bilme imkanınız olmaz. Bir de tek plak dediğimiz 90′lık kasetin sadece yarısıdır. En az iki kaset gerekmektedir.
Ülkemdeki bu korsanlık dalgasından yurt dışındakilere atlayalım. 90′lı yılların hemen başı. Yurt dışında artık iyice oturmuş müzik zevklerimizi farklı boyutlara taşımak için çırpınıyoruz. Ama o zaman yeni yeni çıkan CD’lerin tanesi neredeyse haftalık harçlığımız… Biz o CD’leri satın almasak, o parayla haftada üç dört filme gideriz neredeyse o yurdumun dışında. O yüzden de çok büyük delikanlılıktı orada CD satın almak.
Bunun için Video kiralama dükkanları gibi CD kiralama dükkanları kurmuşlardı. Bunlar resmi yapılardı. Güya buradan CD kiralıyor, dinliyor ama kayıt etmeden geri götürüyordunuz. Çalan çırpan eşşoğlueşşektir babında bir kağıt imzalamanız yeterli oluyordu. O yıllarda Orta ve Batı Avrupa korsanlığın yolunu böylece bulmuştu. Kimsenin umuru değildi. O kadar Metallica ve U2 albümü kopyaladım bir kere bile o adamların sesi çıkmadı.
Sonra internet geldi. İlk MP3 şarkımı indirdiğimde inanılmaz derecede mutlu olmuştum. Bende olmayan, olamayacak olan bir şarkıydı. Çok aramıştım şerefsizi. Ve internet onu bana altın kase içinde sunmuştu.
Korsanlığı bu kuşak icat etmedi. Muhtemelen benim kuyak da icat etmedi. Ama sanki dünyada ilk kez yapılıyormuşçasına bağırıyor birileri.