Babamın yatak odasında beyaz bir komodini vardı. Bir çekmece bir açılır kapaklı bu başucu komodini, benim çocukluk rüyalarımı süslerdi. Bu dolapçığın içinde farklı zaman ve mekanlardan toplanmış inanılmaz alet edavatlar olurdu: Üstünde pusula olan bir çakmak, o zamanlar için çok pahalı olan birkaç özelliği aynı anda bünyesinde barındıran çakı, üç işlevli pipo temizleyici karıştırıcısı.
Ben bir cihazın aynı anda birkaç işlevi olabileceğini babamın çekmecesinden öğrendim. Örneğin o mini çakı aynı zamanda hem kağıt makası, hem bıçak hem de törpü işlevi görüyordu. Babam iş günlerinde bunu cebinde taşır hafta sonlarında ben karıştırabileyim diye çekmecesine koyardı. Tabii ki o benim karıştırdığımı bilmezdi. Bu çakıyı elimde tutmak benim için çok büyük bir ayrıcalıktı.
Diğer çocuklar gibi ağzıma yüzüme batırmak için kullanmıyordum o çakıyı. Benim en büyük derdim elimde her işe yarayan, aynı anda birden fazla sorunu çözebilecek bir aleti tutmaktı. Çakıyı gizlice odama götürüyor ve oyuncakların farklı sorunlarını gidermekte kullanıyordum. Tabii ki sorunların çoğunu ben çıkarıyordum sırf çakıyı kullanmak için bahane çıksın diye. Bir gün İkinci Dünya Savaşı askerlerimden gaz sobasına yapıştığı için sakat kalanların ayaklarını keserken annem yakaladı beni, attığı çığlığa babam yetişti. Bana önce “tehlikeli aletlere dokunmama” üzerine bir nutuk attılar, ardından “babaların komodinleri karıştırılmaz” dediler. Bir daha da çakım olmadı. Zaten bir daha hiçbir çok işlevli çakı o baba çakısını gizlice çaldığımda aldığım zevki vermedi.
Bu acı tecrübenin ardından bütün çok işlevli aletlere olan ilgim uçtu gitti. Hatta evlendikten sonra belki bu ilgim cepreşir diye binbir hünerli alet çantası aldım. Ama o ilgi maalesef “o ilgi” değildi artık. Bu yüzden de evdeki ampulleri değiştirmek dahil olmak üzere bütün tekno işleri karım üstlendi. Bu benim adımın beceriksiz bir ev erkeği olarak çıkmasına neden oldu.
Aradan uzun, çok uzun yıllar geçti. Günün birinde cep telefonu diye bir cihazla tanıştık. İlk çıktığı günden itibaren çok işlevli aletlerdi bunlar. Örneğin ilk çıkan modeller, iki saat aralıksız konuşma imkanı sağladığı gibi kamyonların tekerlerinin arkasına konarak kaymasını engelleyecek birer takoz işlevi de görüyordu. Sonra teknoloji ilerleyip modeller küçüldükçe bu işlevlerini kaybetmeye, farklı alanlara yönelmeye başladılar.
Başta herşey çok iyiydi. Örneğin telefonlarla hem konuşup hem mesaj atabiliyordunuz. Sonra hem konuşup hem mesaj atıp hem de fotoğraf çekme olayı gündemimize geldi. Ardından radyo dinleme, televizyon seyretme, telsiz gibi “baskonuş mesajlar” atma, laptopvari kullanılma gibi özellikler devreye sokuldu. Cep telefonu üreticileri bakıyorlar, telefonun içinde bir buçuk milimetre boş yer mi kalmış? Hemen orası için bir özellik tasarlayıp telefon modelinin nümeratörünü bir artırıp yenisi olarak piyasaya sürüyorlar.
En son doğalgaz kombili, saç kurutma makineli, derin donduruculu cep telefonlarının yolunu dört gözle bekler olduk. Beklentimizi bu derece yüksek tutunca aynalı ve tuş takımsız telefonlar da o derece şaşırtıcı gelmemeye başladı.
Oğlum karıştırma çağı geldiğinde benim aldığım o keyfi alsın diye en işlevlisinden bir telefonu babamdan öğrendiğim gibi başucuma konuşlandırdığım komodinin içine koyacağım. Sakın dokunma diyeceğim ona yalandan. Bu cep telefonuyla gizli gizli oynamasına da birşey demeyeceğim. Sırf gizli iş çevirme keyfini alsın diye mutlaka sinirleniyor gözükeceğim, ama yalandan… O büyüyünceye kadar kim bilir daha neleri çıkar bu telefonların…
Post a Comment