Eskiden teknoloji takip etmek çok zordu. Efsane teknolojiler vardı mesela 70′li yıllarda: Hani şu içinde lambalar gördüğümüz pikaplı müzik setleri, renkli de gösterebilen televizyonlar, babanın bir arkadaşının Almanya’dan getirdiği 250 km. yapan arabalar ve tabii Japonların layzerli (lazer öyle okunur sanıyordum küçükken) fotoğraf makineleri…
Bir şekilde 80′li yıllardan sonra bu teknolojilere dokunabilmeye başladık. Mesela otoyolda 160 km hızla giderken arkadan gelen bir Maseratti uzunları yakıp yol istedi ve “DUP” efektiyle geçti yanımızdan. Önce Kenan Evren’in konuşmalarını renkli izledik, sonra DVD teknolojisini ve surround sistemlerini gördük (duyduk). Ve ardından dijital fotoğraf makineleri sardı dört bir yanımızı… Ben şahsen öyle bir teknolojiye hiç dokunmamıştım.
90′lı yılların başından itibaren gazetecilikle uğraşmaya başladım. İlk kazandığım para değildi bu ama en severek kazandığım paraydı. Kendi haberimi kendim yapıyordum ekmeğimi taştan çıkarıyordum ya… Her gittiğim haber için yanıda bir fotoğrafçı götürme zorunluluğum vardı. Çünkü o zaman şimdiki gibi her şeyi açıklayan fotoğraf dergileri yoktu. Bu yüzden o iri kasalı fotoğraf makinelerini kullanmaya korkuyorduk. Kimse bize bunu öğretmemişti.\r\nHaberlere gittiğimizde eğer sadece büst fotoğraf çekilecekse yanımıza kompakt makinelerden alıp adamın gözüne gözüne patlatıyorduk o mini flaşları. Ne haberler ziyan oldu fotoğrafın kötü olması yüzünden… Çalıştığım gazetenin resim tarama servisindeki insanlar ne kadar büyük uğraşlar verdiler o ışığı bir türlü oturmayan resimleri düzgün bir hale sokabilmek için… Düşünsenize hiç fotoğrafçılık eğitimi almamış biri için ne çıkacağını bilmediğiniz bir kareye sahip çıkmak ve bunu savunmaya çalışmak…
Sonra bir gün dijital fotoğraf makinesiyle tanıştırdılar beni. İlk dijital fotoğraf makinem Sony Mavica’nın o diskete çeken modeliydi. 600 bin piksel çekebiliyordu resimleri. Bir diskete 20 civarı resim sığıyordu orta kalitede… Çekim kalitesi o mini fotoğraf makinelerinden daha iyi değildi. Ancak mucizevi bir biçimde bir ekran üstünde, çekerken neyin nasıl göründüğünü biliyordum. Çektikten sonra resmin olup olmadığını anlayabiliyordum. En önemlisi gazeteye döndüğümde resmi hemen sayfaya verebiliyordum. Hatta Photoshop ile kimi düzeltmeleri kendim yapabiliyordum. Benden mutlusu yoktu.
Hatta enteresan bir anı, yüzyılın son güneş tutulmasında etrafımda herkes bir resim çekme telayına girdi (sanki dünyanın sonu gelmiş, bir daha güneş tutulmayacakmış gibi) Bu kervana ben de katıldım. Millet islme kirletilmiş cam gibi sofistike filtreler kullanırken ben aptal kameramı doğrudan güneşe doğru tutup takır takır fotoğraflar çektim hatta bunların gazetede kullanılmasını dahi sağladım. Bunu nasıl yaptığımı soranlara “Eh abi içinde yanacak film yok, basıyorum gidiyorum ben bunu hep yapıyorum” şeklinde dalga bile geçtim. O gün çok fotoğrafçıdan küfür işittim.
Bu makinelerle yaşanan tek sorun seri çekim yapamıyordunuz. Bunu yapan makineler futbol maçlarına giden abilerde vardı ama efsane o ki o aletler 3 bin doların altında değildi. Sonra diğer Sony makinemi aldım. Bir Memory Stick kullanıyordu makinem. Işığı kendi ayarlıyordu. Değişik çekme modları vardı ki örneğin gecenin bir yarısı çok karanlık bir ortamda yeterince nefesimi tutarak kıpırdamadan durabilirsem inanılmaz güzel resimler çekebiliyordum. Çektiğim resimleri anında görebilmem sayesinde fotoğraf eğitimi almadan kadrajlama yeteneklerine kavuştuğumu düşünüyorum. Zira yurt dışında çektiğim resimler hemen o gün gazetede birinci sayfadan yayımlandı.
Şu anda bildiğim kadarıyla 3 milyon piksellik makineleri dahi 400 Euro gibi düşük ücretlere bulabilmek mümkün. Windows XP’nin çıkışından beri hemen her fotoğraf makinesini tanıyor bilgisayarlar ve resimlerinizi özel olarak atabilmeniz için size imkan tanıyor. Hele ki yanınızda kolay kullanılan ve şarj edilebilen bir dizüstü bilgisayarınız varsa onbinlerce resim çekmeniz olası.
Son kullanıcının bunu nasıl kulandığına bakacak olursak… Örneğin çevremdeki bir takım doktorlar son zamanlarda hastalarının gelişimini çektikleri dijital fotoğraflarla kontrol ediyorlar. Özellikle deri hastalıkları için bu yöntemden oldukça memnun doktorlar. Bunun yanında bir takım emlakçılar boş sundukları evlerin bir de eşyalı halini gösterebilmek için ucuzunden dijital fotoğraf makinelerine sardırmış durumdalar. İlk çocuğunu kucağına almaya hazırlanan, geliri orta düzeyin üstünde, bilgisayar sahibi her aile bir orta halli dijital fotoğraf makinesi ediniyor kendine göre…
Kimbilir belki de yakın gelecekte kırık kırık pul kadar fotoğraf çekmeyen dijital fotoğraf makineli telefonlarımız da olacak. Kimbilir belki gerçekten saklama sorunumuz ortadan kalkacak ya da daha çok sıkıştıran kaliteli resim formatlarımız olacak. Ben, o güne kadar ben herkesin birer dijital fotoğraf makinesi edinmesini ve bununla çalışmasını bol bol fotoğraf çekmesini öneriyorum.
Çünkü fotoğraf belki de öğrenilebilecek tek sanat dalı. Kendi kendinizi tatmin etmenin en kişisel yolu. Ve hızla geçen hayatın bir yerine “kitap ayracı” koyabilmenin, yıllar sonra tekrar o noktaya dönmenin en kolay yolu.
Post a Comment