FOTOĞRAF MAKİNESİ NOSTALJİSİ

Bugünkü telefonlarımızın cebimizde taşıyabilmemiz, uzun süre konuşabilmemiz, renkli ekran ve polifonik sese sahip olmamız dışında çok önemli bir özelliği var: Cebimizdeki fotoğraf makineleri bunlar. İstediğimiz dakika, istediğimiz olayı ölümsüzleştirme aracı bu cep telefonları. Hatta esas özeliklerinin dışında, artık telefonları bu yan güzellikleri taşıyor yarınlara, insanların çantalarına…

Sene 1970′ler… Yurt dışına giriş çıkışlar o derece serbest değil. İnsanlar ceplerinde dövizle yakalanınca polise hesap vermek zorunda kalıyorlar. O sıralarda babamın bir arkadaşı yurt dışından fotoğraf makinesi getiriyor bize. Öyle kocaman çok kalın bir makine değil. Cep makinesiymiş bu. “Vay be Caponlar makineleri amma da küçültmüşler”miş hatta. Üstünde üç seçenek var: Bulutlu, güneşli ve normal… Ayrıca zum ve yakın çekim seçenekleri ayrıca mevcut. O zamanlar fotoğraf bilgimiz süper olmadığından diyoruz ki “O kadar büyük makinelere ne gerek var? Herkes bu makineyle çekse ya fotoğraflarını…”

Tabii ki bu makinenin bile (son model ya) kötü yönleri olabiliyor: Bir kere gözünü dayayıp nişan alınca esas objektifin önüne parmağınızın geldiğini göremiyorsunuz. Filmlerin birçoğunda aile bireylerinin küçük parmakları var. Bu alet, akşam 16:00′dan sonra çekim yapamıyor. Zira ışık o kadarına yetebiliyor. Bir keresinde babam flaş getirmişti bu aletleri için. Küp düşünün… Küpün dört tarafında dört ayrı flaş var. Güzel patlıyor ama çoğu zaman objektifin açılıp kapanmasıyla senkronize olamıyor. Yani sizin gözleriniz flaş yüzünden kamaşıyor ama resimleriniz yine de karanlık çıkıyor. Üstelik bu flaşların tekrar kullanılması söz konusu değil. Çünkü bunlar, içlerinde kükürt ““ barut karışımı bir kimyasal madde olan, bir kere yanan sonra kaldırılıp çöpe atılan aletler.

Fakat tabii ki bu fotoğraf makinesinin en kötü tarafı bu da değil: Makinenin içine 36′lık filmler konuyor. Bu filmler belli bir zaman dilimi içinde bayatlamadan bitirilmeli. Bu filmler konurken ve çıkarılırken yakılmamalı. Bu filmler bir şekilde banyo ettirilmeli. Bu yüzden evdekilerden gizli fotoğraf çekmek neredeyse imkansız gibi bir şey. Eninde sonunda iş dünyanın parasını verip filmleri banyo ettirmeye gelince o gizli fotoğraflar ortaya çıkacak. (Neden gizli fotoğraf çektiriyorsun diye hiç sormayın)

Tabii bu arada filmleri yıkayıp basan insanların insafına da kalıyorsunuz. Mesela bastıkları resmin karanlık çıktığını, bu yüzden basmadığını söyleyen bir fotoğrafçıya karşı söyleyeceğiniz hiçbir şey yok. Veya bir fotoğraf kötü basılmışsa bunun filmden veya sizden kaynaklandığını iddia eden fotoğrafçıya karşı söyleyebileceğiniz hiçbir şey yok.

Bunun dışında mesela çok genç olsanız, hayatınızda ilk defa bir kıza karşı bir şeyler hissediyor olsanız, o hissettiklerinizi bu kıza açamıyor olsanız ve bir kenara çekip resim çekebilir miyiz seninle diyemeyecek kadar korkak olsanız, onu uzaktan çekmek için elinizde zumu olmayan bir fotoğraf makineniz olsa, gecenin bir yarısı çekeceğiniz fotoğraflar kesinlikle çıkmaz. Sonra hayatınız boyunca o kızı bulabilmek, yeniden görebilmek için çırpınıp durursunuz.

Bu hafta internette dolaşırken birkaç sitede gördüm: Cep telefonunda kamera olanlar yurt dışında ve hatta Türkiye’de fotoğrafını çektikleri kızların kalçalarına not verme, en güzel kalçalıyı seçme yarışması başlatmışlar. Bunu reklam alan bir site haline dönüştürmüşler ve akabinde bazı alışveriş merkezlerinin kameralı cep telefonlarını yasaklayacağı söylentileri çıkmış.

Aklıma bir kızın fotoğrafını uzaktan ve karanlıkta çekmeye çalıştıktan sonra fotoğrafçıya “ne olur bu resmi elinizden geldiği kadar basmaya çalışın. Benim için çok önemli” şeklinde yalvaran bir gencin içinde bulunduğu halet-i ruhiyesi geldi. Yaşasın teknoloji diyesim geldi.

Post a Comment

Your email is never published nor shared. Required fields are marked *