Oğlum nereye koydun sana verdiğimiz piyango biletini?..” Piyango bileti… Evet gerçekten nereye koydum ben onu ya? Dün akşam annem verdiydi okula giderken yoldaki piyangocudan değiştireyim diye. Son iki rakamına ikramiye vurduğu için amortinin iki katı para alınacak. Annemler işten dönerken piyangocu çoktan evine gidip torunlarını okşamaya başladığından bana kalmış bu iş. Babam yapamaz filan diye mırın kırın etmiş ama ben “yaparım yaaa neden yapamayayım” diye kendimi atmışım ortalığa saçma sapan. Şimdi… Bilet yok ortalarda…
Çantaya bak, karıştır, kurcala… Defterlerin kitapların arasına bak karıştır kurcala. Yok buhar oldu uçtu. Annem diyor ki hayır parası önemli değil ama sorumluluklarını bilsin. Babam anneme diyor ki “ben demiştim zaten ama yok yok yapar diye kaş göz ettin bana, aslında senin yüzünden…” Evde benim yüzümden terör esiyor. Allahım bir mucize olsa da kendiliğinden ortaya çıkıverse bilet. Allahım nolur… Ama çıkmıyor şerefsiz bilet. Sonra kös kös erkenden yatağa gönderiliyorum. Zaten harçlık vermedikleri için harçlığımdan kesecekler diye bir sorunum da yok. Uf ya neden ya…
Pijamalarımı giyerken beklenen mucize gerçekleşiyor. Tam sağ çorabımı çıkarırken içinden fırt diye dışarı çıkıveriyor bilet. Allaaaaah!.. Evet yaa ben kaybolmasın diye çorabımın içine koyduydum sabahın köründe. Uykulu halimle ne yaptığımı unuttum tabii. Ta ki bileti görünceye kadar. Alın biletinizi dedim salona gidip Türk filmi vari bir bilek hareketiyle bileti salonun ortasına atıp gidip yatıp uyudum.
O zaman bir arama motorum olsaydı durum elbette bundan farklı gelişirdi. Verirdim internete nerde lan bu bilet diye… İnternet bana söylerdi çorabının içinde şeklinde… Olmaz mı dersiniz? Peki şuna ne diyeceksiniz? 1996 yılı. Büyük bir gazetenin içinde o zamanların ilk gazete internet sitelerinden birini hayata geçiriyoruz. Site açılmadan bir gece önce ülkenin en büyük medya patronlarından biri gelmiş hep beraber açılış mahiyetinde pasta kesiyoruz. Patron o zamanların taze konusu interneti pek anlamamış. Ama dudak da bükmüyor, ilgileniyor. Patronun ilgilendiğini gören ve interneti yapma işini birkaç zibidiye kaptırmış olmanın haklı sinirini taşıyan teknik departman adamı atlıyor ortaya: Şu Astalavista’dan arasana patronun ismini. Tabii ki sadece o zamanın internetçileri kendi aralarında gülmeye başlıyor. Altavista lan o diyemiyor kimse çünkü o zamanlar bu işlerden anlayan adam sayısı az olduğu gibi bilgililerin hepsi düşük rütbeli. İçimizden lan Allah seni kahretmesin ibiş diyerek geçiyoruz yerimize. O zamanlar arama motoru sadece kendi ismini arayıp bulamama işlevini getiriyor yerine.
Bugün ortalama bir arama motoruyla ebemizi bile buluyoruz. Hatta biz aramadan bulunup getiriliyor ve burnumuzdan içeri sokuluyor ebemiz. Aramanın da nostaljisi olur mu? Yeterince yaşlandıysanız kralı bile olur.
Post a Comment