İnterneti daha yaşanır hale getiren, herkesin burayı geliştirmesini sağlayan, internetin öncesi ve ahiri nedir? Her medya ortamında olduğu gibi reklam. Tabii ki reklam. Dünyada internetin başlamasıyla birlikte başlayan reklam çalışmaları, Türkiye’de kurumsal içeriğin ortaya çıkmasıyla kendini gösterdi. Ama hiç merak ettiniz mi ilk reklamlar nerede çıktı? Bunları kim verdi? Nereye verdi? Yıl 1997. Şubat ayları. [...]
Hepsi bir yerde nostaljisi
Babamın yatak odasında beyaz bir komodini vardı. Bir çekmece bir açılır kapaklı bu başucu komodini, benim çocukluk rüyalarımı süslerdi. Bu dolapçığın içinde farklı zaman ve mekanlardan toplanmış inanılmaz alet edavatlar olurdu: Üstünde pusula olan bir çakmak, o zamanlar için çok pahalı olan birkaç özelliği aynı anda bünyesinde barındıran çakı, üç işlevli pipo temizleyici karıştırıcısı. Ben bir cihazın aynı anda birkaç işlevi olabileceğini babamın çekmecesinden öğrendim. Örneğin o mini çakı aynı zamanda hem kağıt makası, hem bıçak hem de törpü işlevi görüyordu. Babam iş günlerinde bunu cebinde taşır hafta sonlarında ben karıştırabileyim diye çekmecesine koyardı. Tabii ki o benim karıştırdığımı bilmezdi. Bu ...
Televizyon Nostaljisi
"Oğlum eve gel yoksa..." Camdan yarı beline kadar sarkmış annem beni eve çekebilmek için güzel şeylerle kandırmayı bırakmış tehdit etmeye başlamış. Akşam saat kim bilir kaç olmuş ve biz hala top peşinde koşuyoruz. Ama aşağı mahallenin çocukları gelmiş. Biz ne zaman ucuz misket almak için ordan geçsek bizi dövüyorlar ya... Kozlarımızı mahallenin top patlatan (dikenli tellerle bezeli) futbol sahasında paylaşıyoruz. Fakat bir anda ortalıkta karışıklık oluyor. Saat neredeyse sekiz olmuş. Birazdan Heidi başlayacak. İki takımın kaptanları santrada buluşuyor ve konuyu tartışıyor. Biz merakla sonucu bekliyoruz. Herkes televizyonda haftada bir yayımlanan Heidi isimli kız çizgi filmini (vallahi erkek işi değil öyle dağlarda ...
Radyo Nostaljisi
Renkli televizyona ve beşten fazla kanala doğmuş çocuklar bilmezler, eskiden radyo vardı. O zamanlar radyo programcısı bile yoktu şimdikiler gibi... O yıllarda radyo tiyatroları vardı, Okul Saati vardı, Cumartesi ve Pazar günleri radyolar için stüdyoya giren insanların hazırladığı 3-4 saatlik eğlence programlı vardı. Şimdiki gibi parmak kadar veya cep telefonunun içine gömülü değildi radyolar, büyüktü. Ama kelimenin her anlamıyla büyüktü radyolar... Ben radyo günlerinin son dönemlerine yetiştim. Radyonun üstünde büyük düğmeler olurdu ve kanal arardınız. Aslında kanal aramak saçmaydı çünkü TRT vardı bir tek... Ama hepimiz bilirdik hangi saatte radyo tiyatrosu başlayacağını. O kadar iyi takip ederdik ki kimi zaman televizyonlar kapanır, ...
Bilgisayar Nostaljisi
Bilgisayarla ilk kez annemin iş yerinde tanıştık. O yıllarda yakalar ve paçalar kocamandı. İnsanların saçları ve favorileri abartılı uzundu. Ülkede anarşi hüküm sürüyordu. Annem Türk Hava Yolları bünyesinde stok kontrol bölümünde çalışıyordu. Yaptıkları iş çok enteresandı: Uçakların parçalarının stoktaki yerleri onlardan sorulurdu. Bir A4 kağıdın beşte biri büyüklükte küçük kartonlara uçak parçalarının kodları yazılıyordu. Bu katronların üstünde parçaların sayısı vardı. O parçalardan kaç tane kullanıldığı genel kağıtlarda yazıyor, annem ve orada çalışanlar bu kartonların üstünden eski sayıların üstünü itinayla çiziyor ve yerine yenilerini yazıyorlardı. Bunun üstüne giriş çıkış tarihini de koyuyorlardı. En ilginç olanı ise kartların alt tarafında bir bölümde bir ...
Saklama Kapasitesi Nostaljisi
Bu yazıyı okumakta olanların çoğu için beş çeyrek disketler bir şey ifade edecektir. Ama şu anda bir internet kafeye girseniz ve "acaba sizde beş çeyrek disk okuyucu var mı" deseniz, çok büyük bir ihtimalle size ters ters bakarlar. "2000'li yıllarda bu diski nereden bulalım" gibilerden değil, öyle disk mi olur diye terslerler sizi. Öyle ya düşünün bir kere benim en son beş çeyrek diskimi 1994 yılında okuttum sanırım bilgisayara. Yani bu da demek oluyor ki internet kafelerde neredeyse Counter Strike oynama yaşı gelmiş birçok çocukan bile eski bu kavram... Kağıt gibi bir disk düşünün. En büyüğü 760 KB bilgi alabiliyor içine. ...
Oyun Nostaljisi
Baba bana saat al... Benim derdim aslında bir saat sahibi olmak değildi. 80'li yılların en başında her kol saati birer oyunla birlikte satılmaya başlanmıştı. Benim istediğim saat çok özeldi: Çünkü onun içinde uzay oyunu vardı. Uzaaay... Babam, benim kahramanım, o zamanlar için bulup buluşturmuş, bunu satın almıştı. Saatin oyun oynamak için iki düğmesi vardı. İlki benim tarafımdaki uzay gemilerini hareket ettiriyor, ikincisi ise onlara ateş açıyordu. Tabii ki bu noktada belirtmekte yarar var, düşman uzay gemileri de avlanacak sepet yaratıklar değildi. Onlar da bana ateş açıyordu. Dört kademede gelen bu ateşi eğer yolda durduramazsam ben ölüyordum. Sonuçta 16 adet gemi ...
İlkokul bitmişti. Artık resmen bir ortaokul çocuğuyduk. Sene 80′lerin en başıydı. Ülke darbe adını verdikleri o zamanlar bizim ne olduğunu anlayamadığımız bir şeyin içinden geçiyordu. Hiçbir şey yerli yerinde değildi. Aradığımız hiçbir şeyi alacak ne durumumuz vardı ne de zaten aradığımız ürünler satılıyordu. Daha yurt dışından ithal peynir getirilmesine bile üç dört sene vardı. Bu [...]
Siyah beyaz televizyon dönemleri. En güzel diziler hafta sonu tam da oyun saatlerimize denk gelir. Ne yapalım oyun oynamayacağız o dizileri seyredeceğiz. Çünkü televizyonda Uzay 1999 başlıyor. Sene 1970′ler. O kadar uzak gözüküyor ki 1999′lu yıllar acaba o tarihe kadar yaşar mıyız stresi var hepimizde. Bilen bilir, Ay üssü Alfa var. Nükleer bir patlama oluyor [...]
Oğlum nereye koydun sana verdiğimiz piyango biletini?..” Piyango bileti… Evet gerçekten nereye koydum ben onu ya? Dün akşam annem verdiydi okula giderken yoldaki piyangocudan değiştireyim diye. Son iki rakamına ikramiye vurduğu için amortinin iki katı para alınacak. Annemler işten dönerken piyangocu çoktan evine gidip torunlarını okşamaya başladığından bana kalmış bu iş. Babam yapamaz filan diye [...]
Baba bana saat al… Benim derdim aslında bir saat sahibi olmak değildi. 80′li yılların en başında her kol saati birer oyunla birlikte satılmaya başlanmıştı. Benim istediğim saat çok özeldi: Çünkü onun içinde uzay oyunu vardı. Uzaaay… Babam, benim kahramanım, o zamanlar için bulup buluşturmuş, bunu satın almıştı. Saatin oyun oynamak için iki düğmesi vardı. İlki [...]
Eskiden teknoloji takip etmek çok zordu. Efsane teknolojiler vardı mesela 70′li yıllarda: Hani şu içinde lambalar gördüğümüz pikaplı müzik setleri, renkli de gösterebilen televizyonlar, babanın bir arkadaşının Almanya’dan getirdiği 250 km. yapan arabalar ve tabii Japonların layzerli (lazer öyle okunur sanıyordum küçükken) fotoğraf makineleri… Bir şekilde 80′li yıllardan sonra bu teknolojilere dokunabilmeye başladık. Mesela otoyolda [...]
“Oğlum sana yılbaşı hediyeni birazdan vereceğiz” dedi annem. Evet bu sefer kesinlikle uzaktan kumandalı arabayı alışlardı. Ondan önce aldıkları arabalar yakından kumandalıydı çünkü. Ben tutup halının üstünde bir ileri bir geri sürüyordum. Yeni araba ben dokunmadan nereye istersem oraya gidecekti. Ben de ona bakacaktım. Gecenin o yaşlarıma göre ilerleyen saatlerinde annem ve babam karşıma dikilip [...]
Yanlış numara aramak herkesin her an başına gelebilecek bir durum. O minik ve narin eller için yapılmış tuşların üstünde gezinen dolma büyüklüğündeki parmaklarımızın zaman zaman bize oynadığı hazin bir oyun bu. Bunda sadece dolma parmakların değil, takılmayan gözlüklerin ve gelen baharla birlikte normal beyin irtifasının bir karış üstüne çıkan aklın da etkisinin olmadığını söylersek haksızlık [...]
En başta bana sihir gibi geliyordu: Siz buradan bir aletin tuşlarına basıyorsunuz, bastığınız tuşların üstünde yazanlar ekranda gözüküyor. Nereden anlıyor bilgisayar sizin buradan bastığınız şeyi de onun resmini aynen ekranda çıkarıyor? Büyü… Şimdilerde herkesin elinde bir cep telefonu tıkır tıkır tuşlara basıyor, mesajlar gönderiyor. Saatte beş sayfalık mesajı mini minicik tuşlarla yazabiliyor. Peki bilişimi biraz [...]
Eğer 1982 ve sonrasında doğduysanız bu yazı size bir masal gibi gelecektir. Ama 1982 sonrasında doğduysanız zaten “Uykudan Önce” programında Ergun amcanın masallarını dinlemediniz ki… Günün birinde babam eve elinde bir “şeyle” geldi. Elindekinin ne olduğunu sorunca “vidyo kaset miymiş neymiş” diye geçiştirdi. Ama ben durur muyum… Ne işe yarıyor ne yapıyor diye başının etini [...]
Bundan yıllar önce uzun istek ve yalvarmalarım sonuç verdi ve evin teknolojik adamına (bana) walkman alınması aile meclisi tarafından onaylandı. O zamanlar şimdiki gibi değil, walkman mevhumu tam oturmamış durumda… İp gibi kulak içine giren cihazlar yerine kafanın üstünden geçen, krom izlenimi uyandıran pırıl pırıl parıldayan demirin ucuna iliştirilmiş, ping pong topu büyüklüğünde kulaklıklarla dinliyorsunuz [...]
Bu yazıyı okumakta olanların çoğu için beş çeyrek disketler bir şey ifade edecektir. Ama şu anda bir internet kafeye girseniz ve “acaba sizde beş çeyrek disk okuyucu var mı” deseniz, çok büyük bir ihtimalle size ters ters bakarlar. “2000′li yıllarda bu diski nereden bulalım” gibilerden değil, öyle disk mi olur diye terslerler sizi. Öyle ya [...]
Bilgisayarla ilk kez annemin iş yerinde tanıştık. O yıllarda yakalar ve paçalar kocamandı. İnsanların saçları ve favorileri abartılı uzundu. Ülkede anarşi hüküm sürüyordu. Annem Türk Hava Yolları bünyesinde stok kontrol bölümünde çalışıyordu. Yaptıkları iş çok enteresandı: Uçakların parçalarının stoktaki yerleri onlardan sorulurdu. Bir A4 kağıdın beşte biri büyüklükte küçük kartonlara uçak parçalarının kodları yazılıyordu. Bu [...]
Renkli televizyona ve beşten fazla kanala doğmuş çocuklar bilmezler, eskiden radyo vardı. O zamanlar radyo programcısı bile yoktu şimdikiler gibi… O yıllarda radyo tiyatroları vardı, Okul Saati vardı, Cumartesi ve Pazar günleri radyolar için stüdyoya giren insanların hazırladığı 3-4 saatlik eğlence programlı vardı. Şimdiki gibi parmak kadar veya cep telefonunun içine gömülü değildi radyolar, büyüktü. [...]
“Oğlum eve gel yoksa…” Camdan yarı beline kadar sarkmış annem beni eve çekebilmek için güzel şeylerle kandırmayı bırakmış tehdit etmeye başlamış. Akşam saat kim bilir kaç olmuş ve biz hala top peşinde koşuyoruz. Ama aşağı mahallenin çocukları gelmiş. Biz ne zaman ucuz misket almak için ordan geçsek bizi dövüyorlar ya… Kozlarımızı mahallenin top patlatan (dikenli [...]
Babamın yatak odasında beyaz bir komodini vardı. Bir çekmece bir açılır kapaklı bu başucu komodini, benim çocukluk rüyalarımı süslerdi. Bu dolapçığın içinde farklı zaman ve mekanlardan toplanmış inanılmaz alet edavatlar olurdu: Üstünde pusula olan bir çakmak, o zamanlar için çok pahalı olan birkaç özelliği aynı anda bünyesinde barındıran çakı, üç işlevli pipo temizleyici karıştırıcısı. Ben [...]